
GECENİN GÖZLERİ
Ah gecenin gözleri nasıl da parıldıyor Başka âlemden belki sırdaşını arıyor! Koyu muhabbetlerin gizemli misafiri Firar edip ansızın gökten yıldız kayıyor… Gecenin sükûneti ne çok
Anasayfa » ŞİİRLER

Ah gecenin gözleri nasıl da parıldıyor Başka âlemden belki sırdaşını arıyor! Koyu muhabbetlerin gizemli misafiri Firar edip ansızın gökten yıldız kayıyor… Gecenin sükûneti ne çok

Ey kalem, yaz yazgımı! Anlat tüm gözyaşımı. “Ağlamak yok, yeter” yaz! Mutluluk çiz resmime, Müstesna bir eser yaz! Ey kalem, çiz bahtımı! Sayfalarca ahımı… Çiz

Aşkı anlatır Bütün bir âlem… Her lisanda her dilde. Gece seni fısıldar, Şiir olur dilimde… Görünürsün âşikâr, Arzulayıp görene! Açık, seçik, görünen Güzelliğin, köre

Güneşin nurunu geçti ziyâsı Ayın ışıkları donuktur nice! Nuru nurlandırır, her bir azâsı Yıldızlar pek silik, sönük bu gece! Ne ağaç ne çiçek ne dal

İstemem senin olsun bu gönül hanesi Yâr, kalbim katıksız âşkının divanesi… Yerlere, göklere, sığdıramam Zat’ını! Vuslatın son perdesi, ölümdür bahanesi. Münteha Çeb

BELKİ Zamanı geri sarıp, belki başa döneriz Yeni bir başlangıçla hataları sileriz… Merhameti, şefkati, yüreğimize koyup, Bir fırsat bulur belki, içtenlikle severiz… Yıldızlar

METCEZİR Bir pencere açık ki Gece gündüz görünür. Bin ah ile yüreğim Âlemlere bürünür! Ne maddede kalmaklı Ne mânâda yürünür; Metcezir arasında, O aşk için

Yetmez mi divane eyledin beni? Her ne yana dönsem bulurum Seni! Dönmek midir kulun âlemde işi? Pervâneyi yakar âşkın ateşi! Deli olur gönül, her daim

Yüreğimde âşk bahçesi Elimde cennet çiçeği! Gök kubbede salkım saçak, Hangi söz var anlatacak? Yeryüzünde altın başak… Uzat ellerini korkma! Sana bin rahmet yağacak, Belki

Âşık da mâşuk da sen, Binbir türlü haz da sen, Güzeller de naz da sen, Hem kış da hem yaz da sen! Kâğıt da kalem

Ne fark eder? Siyah olmuş, beyaz olmuş! Ne fark eder? Dünya dönmüş veya durmuş! Ne fark eder? Gece bitmiş, güneş doğmuş… Ne fark eder Efendiymiş,

Yazmak; satır satır, seni Yine sende buldum, beni! Yazılandın, okunandın Ve seven bulur, seveni… Okumak sayfa sayfa, âlemi Hissetmek o kudretli kalemi! Ey Yâr! Sen

Ölümün kapısı bir ince perde, Ruhum dolaşmakta, her an her yerde… Meçhulden meçhule bir duru yerde, Durulsam Rabb’imden alsamda pâye! Ben zamana tutsak, zaman bir

Vazgeçtim öteden beriden, Vazgeçtim yarından dünden, Vazgeçtim herkesten herşeyden, Vazgeçtim bin aydan hayırlı geceden! Zamandan mekândan vazgeçtim, Vazgeçtim günahtan sevaptan! Hayattan, ölümden, hesaptan! Vazgeçtim kendimden,

Hücre hücre, satır satır Aranızdayım! Bulut, yağmur, yaprak Yanınızdayım! Toprak, çiçek, insan Tanımındayım! Ölüm, ateş, hayat ve nur Kıvamındayım! Ay ve güneş, deniz derya Sularındayım!

Baş eğmiş dağlar, Secdede her an! Yağan yağmurlar, Ağlar aşkından… Eserken rüzgar, Güneş sana râm! Ay ve yıldızlar, Yanar âşkından!

Sen ne bileceksin? İçimdeki beni! Göremezsin rüzgârın Hangi yönden estiğini! Kırgınlıklarımı, öfkemi; Gözümden sakındığım sevgimi, Yanı başımda duruşun, Anlar gibi bakışın nafile! Sen ne bileceksin;

Âşkınla güneş doğdu, Sevdalar diyarında… Gönlüm nurunla doldu, Âşkın müntehasında… Âşkından zaman durdu, Sonsuz cennet bağında… Canım cânanı buldu, Âşkın müntehasında… Âşkına âşık oldum, Yaradılış

Fikrimin derinliğinde Aydınlık bir kare. Sen ve ben tek yürekte, İkimiz aynı yerde! Aynı duygularla Yoğunlaşır hislerimiz… Ayrı tepelerden, Bir nehre akan şelâleyiz!